<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mercimek</title>
	<atom:link href="http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mer-ci-mek.com</link>
	<description>mercimek kadar küçük, mercimek kadar turuncu şeyler</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Sep 2010 15:13:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Çocuklara Mektuplar 1</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1161</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1161#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 10:06:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklara mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1161</guid>
		<description><![CDATA[Sana bir ömür gibi gelen bir süredir beklediğin "bebeğin" sonunda geldi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derinciğim,</p>
<p>Sana bir ömür gibi gelen bir süredir beklediğin &#8220;bebeğin&#8221; sonunda geldi. O sabah çocuk parkından hastaneye hafif meraklı, hafif şaşkın, hafif bıyık altından gülümseyen bir suratla geldiğinde, sessiz sessiz kardeşini incelemeye koyuldun. Başta soruları cevaplamıyor, hiçbir yorum yapmıyordun. Aylardır beklediğin arkadaşının sende hayal kırıklığı yaratmaması için onun çok küçük ve çok beceriksiz olacağını fazla vurgulamışız sanırım, Deniz yattığı yerde gözünü bile açamadan kendi kendine yalanırken aniden dili görününce, hayretle &#8220;Dili bile var!&#8221; dedin. Sonraları da telefonda sana onu soranlara &#8220;Çok şanslı, kafası bile var,&#8221; gibi demeçler verdin.</p>
<p>Eve yeni bir bebek geldi diye sana artık ihtiyacımız kalmadığını düşünmemen için ilk günden itibaren seni biz yetişkinlerin yanında konumlandırdık. Beraber bakmamız, büyütmemiz gereken, süt içip uyumaktan başka bir şey yapamayan, aciz bir yaratığımız vardı artık bizim. Bu taktik gerçekten etkili oldu. Seninle ilgilenemeyeceğimi hissettiğin zamanlarda genellikle bana iyice yapışan sen, birden benim küçük yardımcım oldun. Çok doğru zamanlarda &#8220;Kakasını yapmış, bezini değiştirmemiz lazım,&#8221; ya da &#8220;Gazı var galiba, biraz sırtına vurayım,&#8221; gibi cümleler kuruyor, benden önce koşup temiz bezin cırt cırtlarını açıyor, ıslak mendili hazır ediyorsun. Deniz ağlamaya başladığında bana &#8220;Sen otur, belki abisini istiyordur,&#8221; diyerek yanına koşuyor, Deniz&#8217;in kafasının bir sağından bir solundan onunla konuşarak gözlerini sana çevirmesini sağlıyor, onu bir süre oyalayabiliyorsun.</p>
<p>Bizden ayrı Ada&#8217;da geçirdiğin haftalar seni iyice olgunlaştırmış, kendine güvenini sağlamlaştırmış. Artık kendi başına yemeğini yemek, giyinip soyunmak, kimseden yardım istemeden gidip çişini yapmak, elini yüzünü yıkamak seni de heyecanlandırıyor &#8211; üstelik bebeği bahane edip bunları yapmaktan tamamen vazgeçebileceğin bir zamanda&#8230; Daha önce de söylediğim gibi, ileri değil, geri adım attığımız tek konu yatma düzenimiz. Bizim yataktaki geçici olduğunu düşündüğümüz misafir statünün kadroluya dönüştüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz artık. Uykun geldiği zaman evde misafir mi varmış, işlerimiz mi varmış, hiç dinlemeden birimizi seninle beraber yatmaya zorlamasan ve yatağımız biraz daha geniş olsa hiç sorun etmeyeceğim aslında&#8230; Ama olsun, bir gün gideceksin nasıl olsa. Artık bu ilkokulda mı olur, kendi evine taşınırken mi, göreceğiz.</p>
<div id="attachment_1175" class="wp-caption aligncenter" style="width: 586px"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0020.jpg"><img class="size-full wp-image-1175 " title="DSC_0020" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0020.jpg" alt="" width="576" height="383" /></a><p class="wp-caption-text">Foto: Bengü Uluengin</p></div>
<p style="text-align: center;">
<p>Ailecek doğumla meşgul olduğumuz şu günlerde sen nedense ölüm kavramını irdelemektesin. Bunu her zamanki gibi insanın kanını donduran bir soğukkanlılıkla yapıyorsun. Öyle ki, bazen &#8220;Yemek yiyeceğiz, büyüyeceğiz, sonra da öleceğiz,&#8221; kıvamında cümleler kuruyorsun. Deniz&#8217;i hastaneden eve getirdiğimiz gün, onu beşiğinde uzun uzun inceledikten sonra &#8220;Anne, o da ölecek mi?&#8221; diye sordun. Taze taze doğurduğum bir canlının ölümü düşüncesi benim suratımda tokat etkisi yaratırken, senin yüzünde saf meraktan başka bir şey yoktu. Daha sonra reenkarnasyon kavramını keşfettin. &#8220;Öldükten sonra yeniden doğacak mıyız?&#8221; diye sormaya başladığın gün, sana bu sorunun cevabını kimsenin bilmediğini söyledim. Şaşkın şaşkın yüzüme baktın. &#8220;Sen tekrar doğmak ister miydin?&#8221; diye sorduğum zamansa &#8220;Evet,&#8221; dedin. O zaman tekrar doğacağına inanabileceğini söyledim, buna aslında inanmasam da.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0126.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1176" title="DSC_0126" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0126.jpg" alt="" width="576" height="383" /></a></p>
<p>Bu ayki icatlarından en komiği &#8220;ağrı kesici alet&#8221;ti. Hastanede kulağına çalınan &#8220;ağrı kesici&#8221; kavramını, herhalde kesen her şey mutlaka alettir düşüncesiyle hayali bir &#8220;ağrı kesici alet&#8221;e dönüştürdün. Yine aynı günlerde monte edilmiş halde ortaya çıkan eski ana kucağının bir kendisine, bir montaj şemasına göz atıp, &#8220;Aa, bunun tepesi çıkıyormuş,&#8221; dedin. Basit bir plan üzerinde bizim evden çocuk parkına gidiş yolunu tarif edebiliyorsun. Üçüncü boyutu, mekânsal ilişkileri kavrama yeteneğin, babanın pek çok öğrencisini kıskandıracak düzeyde. Deniz&#8217;in Moro refleksini yorumlarkense semt pazarı kültüründen yararlanıyorsun: Deniz aniden irkilip iki kolunu birden havaya kaldırdığında, elden ele karpuz atan pazarcıları hatırlayıp &#8220;Karpuz <em>alar </em>(alır)<em> </em>gibi yaptı,&#8221; diyerek beni çok güldürüyorsun.</p>
<div id="attachment_1177" class="wp-caption aligncenter" style="width: 586px"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0037.jpg"><img class="size-full wp-image-1177 " title="DSC_0037" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0037.jpg" alt="" width="576" height="383" /></a><p class="wp-caption-text">Foto: Bengü Uluengin</p></div>
<p style="text-align: center;">
<p>Ve Deniz&#8230; Ufağımız&#8230; Babam hayatının sonuna dek artık ne yaşça ne de cüssece bu sıfatı hak eden Ceylan&#8217;a &#8220;Ufak&#8221; diye seslenmeyi sürdürmüştü. Bunun nedenini şimdi daha iyi anlıyorum. Sen bizim anne-babalığımızın görece tecrübeli ve tevekküllü zamanına denk gelmiş en ufağımız, en çaresizimiz, en masumumuzsun. Ablasının, abisinin &#8220;ilk göz ağrısı&#8221; pozisyonundan dolayı kompleks duyan bütün küçük kardeşlere sesleniyorum: Büyük çocuk salt ilk oluşundan dolayı daha fazla heyecan yaratmış veya daha çok akılda kalmış olabilir, ama sizin tadınıza doyum olmuyor. Biz ne yaptığımızı ve senden ne beklememiz gerektiğini daha iyi bildiğimiz için midir, yoksa senin mizacından mıdır, bir yenidoğan için bir hayli zahmetsiz bir bebeksin. Bir kere uyuyorsun. Hele hayatının ilk on gününde o kadar çok uyudun ki -neredeyse çocuk bakım kitaplarındaki yenidoğanlar kadar-, vücudumda ameliyatın izleri olmasa doğum yaptığımdan şüphe edecektim. İkincisi, uyanıkken aralıksız ilgiye muhtaç değilsin; bırakıldığın yerde uzun süre yatıp etrafına bakabiliyorsun (Derin&#8217;in bebekliğinde iki elimin birden boş olduğu bir zamanı hatırlamıyorum neredeyse). Üçüncüsü koliğin yok. Buna inanmakta hâlâ güçlük çekiyorum. Hayatının üçüncü haftasında bu ilk günlerin sihrinin bozulacağından ve haftalar boyunca karşılıklı olarak yıpranacağımızdan o kadar emindim ki, ikinci haftan bitip de ağlama krizlerin başlamayınca bir terslik olduğunu düşündüm. Yeni doğum yapmış bir annenin bu kadar dinlenebilmesi yasalara aykırı olmalıydı. Acaba hâlâ sarılık mıydın? Acaba başka bir sorun mu vardı? O krizleri sabırla beklemeyi sürdürdüm. Evet, diğerlerinden daha zor geçen günler oldu, sesinin ne kadar kuvvetli çıkabildiğini kanıtladığın zamanlar oldu; ama genele bakıldığında günler birbiri ardına asayiş bozulmadan geçmeye devam etti. Böyle çocuklar olduğunu duymuştum; şehir efsanesi zannediyordum.</p>
<div id="attachment_1178" class="wp-caption aligncenter" style="width: 586px"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0065.jpg"><img class="size-full wp-image-1178 " title="DSC_0065" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0065.jpg" alt="" width="576" height="383" /></a><p class="wp-caption-text">Foto: Defne Türkoğlu</p></div>
<p style="text-align: center;">
<p>Geçenlerde, o postpartum anlamsızlığın kendini hatırlattığı, bir parça da sulugöz olduğum bir gün, <em>baby blues</em>&#8216;un neresinde olduğumu görmek için <a href="http://www.mer-ci-mek.com/?p=38" target="_blank">Derin&#8217;e yazdığım ilk mektubu</a> okudum. Ve o zamanki kendimi kendi kucağıma almak istedim. Deniz doğmadan önce &#8220;Bu sefer depresyona girmeyi düşünmüyorum,&#8221; diyerek insanları güldürüyordum. Görünen o ki, galiba sözümü tutacağım.</p>
<div id="attachment_1179" class="wp-caption aligncenter" style="width: 393px"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0174.jpg"><img class="size-full wp-image-1179 " title="DSC_0174" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/09/DSC_0174.jpg" alt="" width="383" height="576" /></a><p class="wp-caption-text">Foto: Sevin Vural</p></div>
<p style="text-align: center;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1161</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>doğurmaya gittim, gelicem</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1146</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1146#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 17:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1146</guid>
		<description><![CDATA[Desperate Housewives'daki Lynette karakteri, beşinci ve altıncı çocuğuna (ikizdiler) istemeden hamile kalmış olmanın verdiği huysuzlukla doktorun bekleme odasında oturmuş, ilk bebeğini bekleyen iyimser bir kızcağıza hiçbir şeyin zannettiği kadar romantik olmayacağını anlatıyordu. Kız, kocasının ona çok yardım edeceğinden dem vururken, "Kocanın memelerinden süt gelmediği sürece sen yardımı rüyanda görürsün," gibi tepkiler vererek kızın hayallerini yerden yere vuruyordu. O sahnede bence anneliğin en karanlık tarafını özetleyen bir şey söyledi: "There will be many times when you will feel lonely, but you'll never be alone."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bunları okuyorsanız, ben doğurmaya gittim demektir. Ve eğer bizi ziyarete gelirseniz, eve götüreceğiniz şeyler şunlardır:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/DSC_0027.jpg"><img class="size-full wp-image-1150 aligncenter" title="DSC_0027" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/DSC_0027.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a></p>
<p>Desperate Housewives&#8217;daki Lynette karakteri, beşinci ve altıncı çocuğuna (ikizdiler) istemeden hamile kalmış olmanın verdiği huysuzlukla doktorun bekleme odasında oturmuş, ilk bebeğini bekleyen iyimser bir kızcağıza hiçbir şeyin zannettiği kadar romantik olmayacağını anlatıyordu. Kız, kocasının ona çok yardım edeceğinden dem vururken, &#8220;Kocanın memelerinden süt gelmediği sürece sen yardımı rüyanda görürsün,&#8221; gibi tepkiler vererek kızın hayallerini yerden yere vuruyordu. O sahnede bence anneliğin en karanlık tarafını özetleyen bir şey söyledi: &#8220;There will be many times when you will feel lonely, but you&#8217;ll never be alone.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/DSC_0021.jpg"><img class="size-full wp-image-1151 aligncenter" title="DSC_0021" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/DSC_0021.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p>Tam zamanlı anneliğin bana göre en güç tarafı bu: Hiç yalnız kalamamak. Başladığın pek çok işi bölünmeden bitirememek. Kafandaki düşünceleri hiçbir zaman sonuna kadar götürememek. Ben çok şanslıyım ki, annemin cesareti ve Derin&#8217;in uyumluluğu sayesinde, ailemize bir birey daha katılmadan önceki son haftaları kendimle ve Bengü&#8217;yle baş başa geçirebildim. Sıcaktan dolayı günlerce evden çıkmadığım oldu. Arkadaşlar, sıkılacağımdan endişe ettiler. Hiç sıkılmadım. Yalnızlık, büyük bir lütuftu benim için. Elimdeki çevirileri toparladım, kafamdaki listede yer işgal eden bir sürü minik işin üzerini karaladım, evi yeni hayat tarzımıza göre düzenlemeye çalıştım, hastaneye, bebeğe, doğumdan sonraki ilk haftalara dair lojistik hazırlıklar yaptım, bazen hiçbir şey yapmadan serince bir köşe bulup uzandım, uzun uzun düşündüm. Hani evlilikten yaka silkenler için bekârlık gibi bir şeydi bu birkaç hafta. Böyle bir sessizliği uzun zaman bulamayacağımın farkındayım.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/DSC_0024.jpg"><img class="size-full wp-image-1152 aligncenter" title="DSC_0024" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/DSC_0024.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p>&#8220;Ada&#8217;ya gelmeye neden çekiniyorsunuz?&#8221; diye sorduğum iki çocuklu bir arkadaşımız, &#8220;Çekingen değiliz, ama çekirge sürüsü gibiyiz,&#8221; diye cevap vermişti. Dört kişi olunca, üç kişi olduğumuz günler hareketsiz gelecek. Bir tripod gibi katlanabilir, her yere sığdırılabilir bir yapıyken, birden dört sağlam ayaklı, koskoca bir masa olacağız. Yine bol bol kan, ter ve gözyaşı dökeceğiz, ama herhalde çok eğleneceğiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1146</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3+3: Derin Tatilde</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1117</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1117#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 09:50:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[derin'e mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1117</guid>
		<description><![CDATA[Derinim,
Son mektubumdan bu yana 3 yaş-3 aylık olmuşsun. İnsan çocuklandıkça hayat gerçekten bir değişik hızla akıyor. Gerçekçi anlarımda bu mektupların kardeşin doğduktan sonra iyice düzensizleşeceğinden endişeleniyorum, ama öyle olmaması için elimden geleni yapacağım. Biraz doğum iznine ayrılmak işimize yarayacak sanırım...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derinim,<br />
Son mektubumdan bu yana 3 yaş-3 aylık olmuşsun. İnsan çocuklandıkça hayat gerçekten bir değişik hızla akıyor. Gerçekçi anlarımda bu mektupların kardeşin doğduktan sonra iyice düzensizleşeceğinden endişeleniyorum, ama öyle olmaması için elimden geleni yapacağım. Biraz doğum iznine ayrılmak işimize yarayacak sanırım.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/1.jpg"><img class="size-full wp-image-1128 aligncenter" title="1" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/1.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/1a.jpg"><img class="size-full wp-image-1129 aligncenter" title="1a" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/1a.jpg" alt="" width="400" height="266" /></a></p>
<p>Senin için şu son 3 ayın teması tatil oldu. Doğum yaklaştıkça benim kolay kolay seyahat edemeyeceğimi, sonra da &#8220;tatil&#8221; yapamayacağımızı bildiğimiz için bu yazki tatilimizi ufak parçalar halinde aylara yaydık. İki kez birkaç günlüğüne Ada&#8217;ya, üç haftasonu da iş için seyahat eden Bengü&#8217;nün peşine takılıp Antalya&#8217;ya gittik. Bu Antalya kaçamakları o kadar hoşuna gitti ki, bir ara kardeşinin ismini &#8220;Antalye&#8221; koymaya karar verdin. Uçakta cam kenarına kurulup körüklerin nasıl çalıştığını, uçağa benzin getiren &#8220;ezik&#8221; kamyonları, bavulların nasıl yüklenip boşaltıldığını, &#8220;kocaman uçağı geri geri iten minik arabaları&#8221;, havalanırken tekerleklerin nasıl toplandığını defalarca dikkatle izledin. Hiç hoşlanmadığın güvenlik kontrollerinden sabırla geçtin, kendi minik bavulunu çeke çeke havaalanlarında dolaştın, hava yolculuğunun düzenine hiç saygısızlık etmedin. Bir keresinde uçağın içinde bulduğun bir şeker kâğıdını &#8220;Hostes ablalara vereceğim,&#8221; diye tutturdun. Hostesler o sırada inişe geçtiğimiz için iki koltuk arkamızda bağlanmış, oturuyor, sana gülüyorlardı. Sonunda beklemekten sıkılıp kâğıdı Bengü&#8217;ye emanet ettin, hosteslere versin diye. Aynı kâğıt parçası otelde Bengü&#8217;nün cebinden çıkınca onu bir dedektif edasıyla iki parmağının arasına alarak &#8220;Bu ne, bu?&#8221; diye hesap sordun. Bengü &#8220;Iıı, bilmem, çöp işte,&#8221; diye geçiştirmeye çalışınca da, &#8220;Bu uçaktan gelmiş!&#8221; diyerek bu numaraları yemeyeceğini ona bildirdin.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/2.jpg"><img class="size-full wp-image-1130 aligncenter" title="2" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/2.jpg" alt="" width="266" height="400" /></a></p>
<p>Tam bir keyif adamı oldun. Ada&#8217;nın soğuk bahar gecelerinde, ekmek arasında şöminede pişmiş sucuk yedikten sonra şömine karşısında uyumayı talep ettin. Baba-oğul balık pişirirken Bengü &#8220;Ben içkimi alıp geliyorum,&#8221; deyince &#8220;Bana da bi soda getir,&#8221; diye seslendin arkasından. Akşamüstü serinliğinde &#8220;Anne, bence seninle yürüyüşe çıkalım,&#8221; gibi fikirler attın ortaya.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/3.jpg"><img class="size-full wp-image-1131 aligncenter" title="3" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/3.jpg" alt="" width="400" height="267" /></a></p>
<p>Düşüncelisin. Yokuş aşağı engebeli yollardan inerken &#8220;Anne, sen hamilesin, düşme! Sonra bebeğim dışarı çıkamaz,&#8221; diyorsun. Komiksin. Ceylan&#8217;ın, çorapların ters çıkarılmasına tahammül edemediğini çaktırmadan yazmışsın kafanın bir köşesine. Çoraplarını ters çıkarttığını fark edince yüzün muzip bir gülümsemeyle aydınlanarak &#8220;Ceylan, bak, ters çıkardım,&#8221; diyor, onu kahkahalara boğuyorsun. Teknik bilgilerini gündelik hayata uyarlama fırsatını hiç kaçırmıyorsun. Ceylan&#8217;la yatağın iki ters ucunda, bacaklarınızı birbirinize uzatmış yan yana yatarken, sanki bu her insanın bulunmak istediği bir pozisyonmuş gibi huzurla &#8220;Pil gibiyiz,&#8221; diyorsun. Şimdiden benim doğrumla senin doğrunun aynı şey olmayabileceğini görüyorsun. Bir akşam yemeğinde ağzındaki pirinç tanelerini masaya püskürtürken Bengü&#8217;yle aranızda şöyle bir konuşma geçti:</p>
<p>B: Derin, pislik yapıyorsun.<br />
İki saniye sessizlik&#8230;<br />
D (büyük bir ciddiyetle): Ben pislik diye görmüyorum.</p>
<p>Bunun üzerine biz ne mi yaptık? Ağzımızın payını aldık. Diyecek hiçbir şey bulamadık. Çatalımıza yeni lokmamızı geçirip, gülmemeye çalışarak, hiçbir şey olmamış gibi kös kös yemeğimize döndük. Böyle zamanlarda kendimizi nedense birer otorite gibi hissedemiyor, genellikle senin tarafında duruyoruz. Mastürbatif faaliyetlerini &#8220;Ayıp!&#8221; diye damgalamak yerine &#8220;Bazı şeyler herkesin yanında yapılmaz,&#8221; demeyi tercih ediyoruz. Ara sıra bizden de duyduğun, duyacağın bazı argo kelimeleri &#8220;Öyle denmez,&#8221; diye tukaka etmek ikiyüzlülük gibi geliyor. &#8220;Herkes bu laflardan hoşlanmayabilir, ama bizim yanımızda bazen söyleyebilirsin,&#8221; diyoruz. Sense ara sıra yetişkinleri &#8220;Aslında &#8216;be&#8217; dememen gerekir,&#8221; diye uyarıyor, ama başkaldırma ihtiyacın dayanılmaz olunca durup dururken &#8220;Oha!&#8221; diyorsun mesela. Duymazdan gelirsem &#8220;Anne, ben &#8216;oha&#8217; dedim, ama zararı yok, çünkü kimse duymadı, sadece sana söyledim,&#8221; diyorsun. Bana kanka muamelesi yapman hoşuma gidiyor, ne yalan söyleyeyim&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/4.jpg"><img class="size-full wp-image-1132 aligncenter" title="4" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/4.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Bir öğleden sonra arkadaşın Ada&#8217;ya gitmiştik. Siz Ada&#8217;nın odasında oynarken ben de kendi arkadaşımla salonda sohbet ediyordum. Tam da yukarıdaki konulardan bahsediyorduk. Toplumsal kuralları, toplumun çocuğu yaralamasına mahal vermeden öğretmenin güçlüğünden, kitaplarda yazanlardan, kendi sağduyumuzla, içgüdülerimizle bulduğumuz yöntemlerden ve zaman zaman her şeye rağmen ne yapacağımızı bilemediğimizden dem vuruyorduk. Derken, anneyiz ya, ikimiz de aynı anda bir tuhaflık olduğunu fark ederek &#8220;Çok sessizler!&#8221; dedik. Arkadaşım kalkıp sizin oynadığınız odaya bir göz attı. Geri geldiğinde hem şaşkın hem eğlenmiş bir hali vardı. &#8220;Al işte, şimdi ne yapmak lazım mesela?&#8221; dedi. Gidip baktığımda manzara şuydu: Ada küloduna, sen <em>boxer</em>ına kadar soyunmuş, birbirinize sarılıp Ada&#8217;nın yatağına uzanmıştınız. Televizyonda çizgi film ve belgeselden başka bir şey izlemeyen 3 yaşında iki çocuk bunu nereden akleder? Üzerlerindeki her şeyi çıkardıkları halde neden külotlarını çıkarmaya cesaret edemezler? Ve bizim baktığımızı hissedince neden rahatsız olup toparlanırlar? Evet, biz nasıl tepki vermemiz gerektiğine karar veremeden siz kalktınız, giysilerinizi aramaya başladınız. Bizse hiç yorum yapmadan giyinmenize yardımcı olduk, sonra da hayatımıza kaldığımız yerden devam ettik. Her iki aile için de bu, unutulmaz bir anı oldu.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/5.jpg"><img class="size-full wp-image-1133 aligncenter" title="5" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/5.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Disiplin&#8230; Disiplin&#8230; Ne zor işmiş! Sözlü uyarılarımı dinlememekte ve hiçbir şekilde uzlaşmamakta ısrar ettiğin zaman, bazı davranışların bir bedeli olduğunu göstermek için çok ama çok nadir olarak bir-iki dakikalığına odana kapatıyorum seni. Bunun korkunç bir ceza olmamasına gayret ediyorum. Işığını açıyorum, &#8220;Biraz kendi başına burada otur, yaptığın şeyi düşün. İstersen oyuncaklarınla da oynayabilirsin,&#8221; diyorum ve kapını kapatıp gidiyorum. İstesen kapıyı açıp çıkabileceğini gayet iyi bildiğin halde kesinlikle bunu yapmıyor, ağlaya ağlaya gelip seni almamı bekliyorsun. Bu haliyle bu kime ceza oluyor diye soracak olursan, sanırım daha çok bana oluyor. En son, ters tarafından kalkıp kahvaltı boyunca sinirlerimi epey zorladığın bir sabah, huysuzluklar silsileni tabağını gözümün içine baka baka yere fırlatmak suretiyle taçlandırmıştın. Biraz kendine gelmen için seni kucakladığım gibi odana götürdüm. Daha koridorda &#8220;Beni cezaya kapatacaksın mı?&#8221; diye sormaya başladın endişeyle. Seni o anda affetmiştim bile, ama geri adım atmamamın daha doğru olduğunu düşündüm. Odandan bir süre (bana asırlar gibi gelse de topu topu bir dakikayı geçmemiştir) ağlayarak bana seslendikten sonra &#8220;Anne, sana kızmadım,&#8221; demeye başladın. Bu cümle hâlâ kafamın içinde yankılanıyor bazen. Acaba o sırada benim hakkımda aklından geçirdiğin kötü şeyler seni bile korkuttuğu için mi bana kızmadığını söyledin, yoksa bu bir çeşit özür müydü, hiç bilmiyorum.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/6.jpg"><img class="size-full wp-image-1134 aligncenter" title="6" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/6.jpg" alt="" width="400" height="266" /></a></p>
<p>Son olarak büyük bir testi başarıyla geçtin: Anneannenle baş başa Ada&#8217;ya gidip bir hafta kaldın. Şu  anda yine bir haftadır oradasın ve dönmeye hiç niyetli değilsin. Keyfin o kadar yerinde ki, bizimle telefonda  konuşmaya bile vakit bulamıyorsun. Zaten &#8220;hortumlu&#8221; telefonla konuşmayı  sevmiyorsun.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/7.jpg"><img class="size-full wp-image-1135 aligncenter" title="7" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/7.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Şu hassas dönemde tam bağımsızlıkla tam bağımlılık arasında gidip geliyorsun. Denizden çıkardığın denizanalarıyla yan yana yatıp güneşlenme fırsatını tepemediğin için bizi bırakıp güle oynaya Ada&#8217;ya gidiyorsun gitmesine, ama İstanbul&#8217;a döndüğün zaman yeniden bir bebek oluyorsun. Uzun süredir gece yarısı uyanıp süt istemiyorsun, ama uyumadan önce yine biberonla süt içmeye başladın. Senin odana iki çocuk sığdırmanın tek yolu bir ranzadan geçtiği için ranzayı biraz erken alıp seni de &#8220;kaptan köşkü&#8221;ne terfi ettirmiştik. İlk günlerde heyecanla kaptan köşkünde uyuyup, sabah da kendi başına merdiveninden inip yanımızda bitiveriyordun. Kendi yatağında sabahı etmeyi tam öğrenmişken, uykun ilk hafiflediğinde bizi çağırıp yanımıza gelmeyi alışkanlık haline getirdin yeniden. Aramıza geldiğinde hemen sırtını bana yapıştırıp sana sarılmamı istiyor, ya da &#8220;omlet&#8221; adını verdiğin küçücük kollarınla beni sarman mümkünmüş gibi sıkı sıkı sen bana sarılıyorsun arkadan. Karnımın kıpırdadığını hissedince heyecanla &#8220;Bebeğim bana dokundu,&#8221; diyorsun. Uykuda minik elinle göbeğimi okşuyorsun arada bir. Biliyorum, beni saatli bir bomba gibi görüyorsun. Tam olarak ne zaman olacağını bilmiyorsun, ama yakında hayatımızda gerçekleşecek değişimin sana benim ilgime mal olacağını hissediyorsun. Gündüzleri yine çok olgunsun; neyi yapıp neyi yapamayacağımı dikkate almaya çalışıyorsun. Ama gece olmayagörsün, güven ihtiyacın benim ihtiyaçlarımın önüne geçiyor. Beni &#8220;kaptan köşkü&#8221;nün tepesinde yatmaya zorluyor (tabii ki çıkamıyorum oraya), göbeğimin tam üstüne serilip nefesimi kesiyor, sıcaktan yapış yapış olduğumuz halde uykunda beni hiç bırakmıyorsun.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/8.jpg"><img class="size-full wp-image-1136 aligncenter" title="8" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/8.jpg" alt="" width="400" height="266" /></a></p>
<p>Küçücüğüm benim, ailemize kaç kişi katılırsa katılsın, benim seni bırakmam mümkün değil. Daha bilmiyorsun&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/9.jpg"><img class="size-full wp-image-1137 aligncenter" title="9" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/07/9.jpg" alt="" width="400" height="266" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1117</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 Yaş: Bir Doğum Hikâyesi</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1038</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1038#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 13:11:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[derin'e mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[oktaycım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1038</guid>
		<description><![CDATA[Üç senedir Derin'in doğum hikâyesini yazmak istiyorum, nedense yazamıyorum. Yazdığım bazı şeyleri unutmamak için yazıyorum. Derin'in aylık mektupları ve seyahat anıları gibi şeyleri... Bazı şeyleriyse hiçbir ayrıntısını unutmayacağımı bildiğim halde yazmak istiyorum. <a href="http://www.mer-ci-mek.com/?p=42" target="_blank">Babamın ölüm hikâyesi</a>yle Derin'in doğum hikâyesi böyle şeyler. Bunlardan ilkini mideme düğümler attığı halde kolayca yazmıştım, çünkü zannederim yazarsam o sahnelerin her an beynimde oynamasından kurtulacağımı hissetmiştim. Emanetçiye anılarımı emanet etmiştim sanki. İkincisini hâlâ yazamadığıma bakılırsa, bu anıları emanetçiye vermeye kıyamamışım...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üç senedir Derin&#8217;in doğum hikâyesini yazmak istiyorum, nedense yazamıyorum. Yazdığım bazı şeyleri unutmamak için yazıyorum. Derin&#8217;in aylık mektupları ve seyahat anıları gibi şeyleri&#8230; Bazı şeyleriyse hiçbir ayrıntısını unutmayacağımı bildiğim halde yazmak istiyorum. <a href="http://www.mer-ci-mek.com/?p=42" target="_blank">Babamın ölüm hikâyesi</a>yle Derin&#8217;in doğum hikâyesi böyle şeyler. Bunlardan ilkini mideme düğümler attığı halde kolayca yazmıştım, çünkü zannederim yazarsam o sahnelerin her an beynimde oynamasından kurtulacağımı hissetmiştim. Emanetçiye anılarımı emanet etmiştim sanki. İkincisini hâlâ yazamadığıma bakılırsa, bu anıları emanetçiye vermeye kıyamamışım.</p>
<p>Yeniden doğum yapıp geçici hafıza kaybına uğramadan, ilk bebeğimin doğumunu anlatmanın tam sırasıdır diye düşündüm.</p>
<p>Bir gün öncesinden başlamalıyım, çünkü o gün aslında Derin&#8217;in gelmeye karar verdiğine dair pek çok işaret vardı. Ne var ki bende bunu anlayacak tecrübe yoktu. Nisanın ilk haftasında bir pazar günüydü. Yatakta zorlukla döndürdüğüm koca göbeğime rağmen inanılmaz bir enerjiyle uyanmıştım. <em>Nesting instinct</em> (yuva yapma içgüdüsü) diye bir şeyden haberim vardı elbet. Yine de ezilip kalmış mesanemin ve o gün nedense normalden fazla çalışan bağırsaklarımın on dakikada bir tekrarlanan taleplerinin arasında evin içinde Atom Karınca gibi dolanıp bütün kışlık giysileri, ayakkabıları kaldırıp yazlıkları çıkarırken, aylardır verniklenmeyi bekleyen bir çerçeveyi boyarken, bebeğin battaniyesini yıkayıp asar, beşiğini hazırlarken, ertesi gün doğum yapacağım hiç aklıma gelmemişti. Ertesi gün kontrolüm vardı sadece, beklenen doğum tarihine daha birkaç gün vardı nasıl olsa. Konduramamak diye buna deniyor zahir.</p>
<p>Çok güzel bir bahar günüydü. Bengü biraz dışarı çıkmayı önerdiğinde hem sevindim, hem biraz hayal kırıklığına uğradım: Hızımı almışken yapmak istediğim daha çok iş vardı evde. Öğlen civarı çıktık, Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nin kampusunda yürüyüş yaptık, manzaraya karşı tembel tembel oturduk, bir şeyler atıştırdık. Göbeğimi fark eden öğrencilerin kimi gülümsüyor, kimi dehşetle, her an patlayacakmışım gibi bakıyordu. Akşamüstü çok gecikmeden eve döndük ki ben biraz daha hamaratlık yapmaya vakit bulayım. Akşam yemeğinden sonra, saat 22.00 civarı sakin sakin oturup Lost izlemeye hazırlanıyorduk ki, benim sabahtan beri yüzüncü kez tuvalete gidesim geldi. Gittiğimde bir miktar kan görerek, içimde hem zor durdurduğum bir kahkaha atma arzusu, hem de &#8220;Şimdi yandık işte,&#8221; hissiyle tuvaletten fırladım. Hemen doktorumu aradım. Bana sancıların muhtemelen o gece başlayacağını, ama başlamasa bile sabah 9.00&#8242;da hastanede olmamızı söyledi.</p>
<p>Ertesi öğlenki kontrolüme Bahar&#8217;la beraber gitmeyi planlamıştık; ona programda ufak bir değişiklik olduğunu haber verdim, o da heyecanla erken geleceğini söyledi. Ondan sonra oturduk, kafamızı ertesi gün bir bebeğimiz olacağı gerçeğinden uzaklaştırmaya çalışarak Lost izledik. Sonra biraz internette vakit geçirdik hiçbir şey olmamış gibi. Gece yarısı karnımda âdet sancısı gibi hafif bir ağrı kendini gösterdi. Bengü beklemenin en kolay yolunun uyumak olduğunu söyleyerek bizi yatırdı. O uyudu tabii, ben bir süre uğraştıktan sonra 2.00&#8242;ye doğru bunun imkânsız olduğunu anlayarak kalktım. Sancılar henüz çok hafifti, ama artık doğumun başlamış olduğunu aklımdan çıkaramadığım için gözümü kırpamıyordum.</p>
<p>Geceyi türlü türlü birbiriyle ilgisiz projeyle geçirdim. Beşiğe koyacağım çarşafı ütüledim (bir daha da böyle hanım hanımcık olamadım zaten), <a href="http://www.mer-ci-mek.com/?p=57" target="_blank">iki eski tişörtümü birleştirdim</a>, evi toparladım, uzun zamandır temizlenmeyen ev bebek doğmadan önce güzelce bir temizlensin diye ertesi gün gelecek kadının malzemelerini ve ona bırakacağım talimatları hazırladım, hastane çantamı gözden geçirip kapattım, oyalanmak için televizyon izlemeye çalıştım. Bir yandan sancı geldikçe taşlaşan karnıma bakıyor, sancıların ne sıklıkla geldiğini kaydediyordum. Kayıtlara bakılacak olursa sabaha karşı 4.37&#8242;de duşa girmişim. Çıkınca, saatlerdir mışıl mışıl uyuyan Bengü&#8217;yü uyandırdım. Bana bakıp &#8220;Sen şimdi bebek mi doğuruyorsun gerçekten?&#8221; dedi. Düşünceliliğimi seveyim, zavallı doktorum biraz daha uyusun diye bir süre daha bekledikten sonra, sonunda saat 5.30&#8242;ta onu arayıp sancıların düzenli bir şekilde beş dakikada bir geldiğini bildirdim. Fazla acele etmeden hastaneye gidebileceğimizi söyledi. Bengü kahvaltı ederken ben karşısında şapşal şapşal sırıtmayı kesip, Ceylan&#8217;ı aradım. Babamdan sonra Ceylan yeniden annemle oturmaya başlamıştı. Ne kadar acele etmemelerini söylediysem de Ceylan herhalde hemen annemi uyandırıp hazırlanmaya başladı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/contractions.jpg"><img class="size-full wp-image-1110 aligncenter" title="contractions" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/contractions.jpg" alt="" width="300" height="605" /></a></p>
<p>Saat 6.30&#8242;a doğru Bengü&#8217;yle evden çıkıp bir sokak aşağı indik. Doğuma yürüyerek gidebilecek olma düşüncesi hamileliğin başından beri beni çok rahatlatan bir şeydi. Resepsiyondaki nöbetçi beni görünce adımı sorup elindeki bir listeyi taramaya başladı. Adımı bulamayınca randevumun kaçta olduğunu sordu. Yoo, yoo, dedim, sezaryen için gelmedim, bildiğin sancım var, doğum yapacağım. Adam gözle görülür şekilde panikledi, eli ayağı birbirine dolandı. &#8220;Oturmak ister misiniz? Bazı imzalar almam lazım, yapabilecek misiniz? Rahat mısınız?&#8221; diye kendini paralamaya başladı. Sonunda bir hemşire gelip bizi odamıza çıkardı. O arada annemle Ceylan da geldiler.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/1.jpg"><img class="size-full wp-image-1102 aligncenter" title="1" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/1.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Ondan sonra beni giydirip saatim de dahil üzerimdeki her şeyi aldıkları için günün geri kalanında olanlar biraz bulanık. Doktora gider gitmez iyileşen ağrılar gibi, hastaneye yatar yatmaz sancıların arası açıldı, düzensizleşti. Arada bir bebeğin kalp atışlarına ve kasılmaların şiddetine bakıyor, kalkıp biraz dolaşmamı söylüyorlardı. Arkası yarık bir gecelikle, kolumda serumla, önceki geceden beri aç-susuz vaziyette odanın içinde dönüp durmak pek eğlenceli değildi açıkçası. Haberi alanlar yavaş yavaş hastaneye sökün etmeye başlayınca biraz dikkatim dağıldı. Doktorum muayeneye geldikçe odadaki herkesi dışarı alıyor, koridora akın eden onca insan felaket anında hastane boşaltılıyormuş duygusu yaratıyordu. Epidural kanalı açılmış, herkes normal doğuma kendini hazırlamıştı. Fakat öğlen olduğunda rahim ağzı hâlâ 2 cm.den fazla açılmayı reddediyordu. Suni sancı vermeye başladılar. Sancılar düzenli hale gelip şiddetlendi, ama yine bir ilerleme olmadı. Öğle tatilinde Kerem geldi. Bir ara kafamı çevirdiğimde onu elinde muayene eldivenleri, yüzünde sabırsız bir ifadeyle bana bakarken buldum. Artık sıkılmış, ipleri eline almaya karar vermişti. Bu arada doktorlar doğumu hızlandırmak için amniyon kesesini patlatıp, bir kapta topladıkları suyu banyoya bırakmışlardı nedense. Bizimkilere eğlence çıktı. Abi-kardeş gidip uzun uzun incelediler Derin&#8217;in içinde yaşadığı o bulanık sıvıyı. Hatta Bengü sıvıdan bir örnek alıp eve dönünce bir kavanozla buzdolabına yerleştirdi. Ertesi gün Derin&#8217;in sünnet derisi için de aynı şeyi yaptı. Her ikisi de bugün hâlâ buzdolabımızda yerlerini koruyor. İşte böyle bir aileyiz biz, ne diyeyim?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/2-3.jpg"><img class="size-full wp-image-1103 aligncenter" title="2-3" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/2-3.jpg" alt="" width="500" height="333" /></a></p>
<p>Bundan sonra işler bayağı tatsızlaştı. Sancılar bir hayli şiddetlendi, kasılmalar daha uzun sürmeye başladı. Hâlâ açtım, hâlâ susuzdum ve bayağı yorulmaya başlamıştım. İşin kötüsü su kesesi patlak olduğu için ürettiğim bütün sıvı dışarı akıyordu. Kendimi çok bitkin ve pis hissetmeye başlamıştım. Saatler akşamüzerine doğru ilerlerken doktor bir kez daha muayeneye gelip hâlâ bir ilerleme olmadığını bildirdi. Bebeğin kafasına dokunuyor, ama o dokununca bebek geri kaçıyor, bir türlü kanala yerleşemiyordu. Kafayla kemiklerim arasında uyumsuzluk veya kafanın geliş pozisyonunun kötü olması ihtimaline karşı, sonunda saat 16.00 sularında doktor özür dileyerek daha fazla risk almamaya ve beni ameliyata almaya karar verdi. Ne yalan söyleyeyim, o güne kadar normal doğum yapmaya çok kararlı olduğum halde, o an bu bana çok güzel bir haber gibi geldi. Zira sancılar başlayalı 16 saat olmuştu ve bir 16 saatlik daha yolum var gibi görünüyordu. Bana o saniye ıkın deseler bunu yapabileceğimden şüpheliydim.</p>
<p>Beni yatakla beraber asansöre doğru sürerlerken herkes çeşitli dilekler mırıldandı. Bengü&#8217;yle Ceylan&#8217;sa ayrı bir asansörle ameliyathaneye çıktı. Her ikisi de doğuma girmek istiyordu, ama yalnız Bengü&#8217;ye izin verdiler. Ameliyathaneye girdikten sonra bir daha tanıdığım kimseyi göremedim. Ve ilk defa kendimi çok moralsiz hissettim. Bengü&#8217;yü görüş alanımın dışında bir yerde hazırlıyorlardı. Doktorumun sesini duyuyor, kendisini göremiyordum. Normal doğum yapacağımı sandığımız için böyle bir durumda nasıl bir yol izleneceğini hiç konuşmamıştık. Epidural kanalı açık olduğu için, sezaryen bile olsa epiduralle doğum yapacağımı varsaymıştım. Beni bayıltacaklarını anladığım zaman kendimi çok yalnız ve çaresiz hissettim. Kollarımı bağlayıp iğneyi yaptılar. Ameliyat ekibi bana bebeğin ismini ne koyacağımız gibi abuk sabuk sorular soruyor, bense adeta dişlerimi gıcırdatarak cevap veriyordum. Beni neden bu sorularla oyaladıklarını biliyordum tabii. Nitekim sordukları son soruya cevap veremediğimi fark ettim.</p>
<p>Bana sorsanız aradan bir saniye geçmişti ki bilincim yerine geldi. Karnımın alt kısmındaki deri aksi yönlere çekiştiriliyormuş gibi keskin bir acıyla uyandığımda, birinin inlediğini duydum. İnleyenin ben olduğumu anlamam birkaç saniye sürdü. Henüz gözlerimi açmamıştım, ama olanları hızla hatırlamaya başladım, hatta birkaç ay önce olanları bile&#8230; Bir anda babamın özlemi dayanılmaz hale geldi. Odaya dönüp onca insanla karşılaşmayı hiç istemedim o an. Onlar ben kendimi yalnız hissetmeyeyim diye oradaydılar, bense olduğum yerde dönüp ağlaya ağlaya uyumaktan başka bir şey istemiyordum. Babamla Derin&#8217;in ne kadar iyi arkadaş olacağını öyle çok hayal etmiştim ki, o olmadıkça bebeğimle tanışmaya bile güç bulamayacaktım kendimde sanki.</p>
<p>Odaya döndüğümde bunları ifade edecek yerde, &#8220;Neden bayılttılar beni?&#8221; diye huysuzluk yaptım biraz. Gözlerimi açmak hâlâ çok zor geliyordu, etrafımda olan biteni seslerden takip ediyordum. Hemşireler elime bir pompa tutuşturdular. Kuzenim &#8220;Hah, bak bu çok güzel bir şey, ağrın arttıkça bas, çok iyi geliyor,&#8221; dedi. Denedim, gerçekten de bastığım an etimin etimden koparılma hissi azalıyordu. Aynı tecrübeli kuzen bebek odasına gidip gelmişti, &#8220;Kesinlikle mama vermiyorlar, bebeğin mutlaka anne sütü almasını bekliyorlar,&#8221; dedi. O arada ameliyathanedeki kameramanlık görevini tamamlayıp bebek odasıyla benim odam arasında mekik dokumakta olan Bengü geldi. Alnımı öpecek kadar yanıma yaklaşmaya cesaret edip hayatımda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: &#8220;Çok güzel bir bebeğimiz oldu.&#8221; Onun sesinde, vurgusunda kafamı kurcalayan ve huysuzluğuma katkıda bulunan şeylerin bir kısmının cevabını bularak ağlamaya başladım. Demek yaşıyordu, demek sağlıklıydı, demek her şeyi yerli yerindeydi, demek yüzüne bakılıyordu. Zaten çok geçmeden Derin&#8217;i getirip koynuma bıraktılar. İşte o zaman ilk kez gözlerimi açmak için gerçek bir çaba gösterdim, ama boynuma o kadar yakın koymuşlardı ki bu kez de &#8220;Yüzünü göremiyorum,&#8221; diye söylendim.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/4.jpg"><img class="size-full wp-image-1104 aligncenter" title="4" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/4.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Sonra gördüm onu. Küçücük, yumuşacık, ateş gibi sıcacık bir şeydi. Ağırlıksızdı. Yüzünün sağ tarafı kemiklerime yaslanıp yaslanıp ilerleyememekten kızarmıştı. Bir ara Ceylan geldi yanıma. Ona gülümseyip &#8220;Beğendin mi yaptığımı?&#8221; diye sordum. Bir kahkaha patlatıp çok beğendiğini söyledi. Sonra da Derin&#8217;in kirpiklerini saymaya koyulup, her ziyarete gelene &#8220;Kirpiklerine bakın! Hamsi kılçığı gibi,&#8221; deyip durdu. Kerem ağladı. Bense akşama kadar Derin&#8217;e çeşitli açılardan bakıp bakıp, ne kadar babama benzediğini düşündüm hayretle. Herkes birilerine benzetmeye uğraşıyor, ama kimse Oktaycım&#8217;ın adını ağzına almıyordu. Tam narkozun ve aşırı hassasiyetimin etkisiyle bu benzerliği benim uydurmuş olabileceğimden şüphe etmeye başlayacaktım ki gece oldu, Bengü&#8217;yle yalnız kaldık. &#8220;Sence de babama çok benzemiyor mu? Bir tek bana mı öyle geliyor?&#8221; diye sordum ona. Gözlerinde yaşlarla kafasını salladı. &#8220;Sana söyleyemiyorlar,&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/5.jpg"><img class="size-full wp-image-1105 aligncenter" title="5" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/5.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>O gece ve ondan sonraki pek çok gece, bütün ihtiyaçlarını karşılayıp besleyip uyuttuğumu sandığım bir küçük insanın, uykumun en tatlı yerinde yeniden vıklamaya başlamasıyla geçti. O küçücük, hamsi kılçığı kirpikli bebek yavaş yavaş hayatımızda boyuyla posuyla orantısız bir yer kaplar oldu. Sadece üç senedir bizimle olduğu halde artık onsuz vakitlerimizi hatırlamakta güçlük çekiyoruz. Eski seyahatlerimizi düşünürken &#8220;Acaba Derin&#8217;i kime bırakmıştık?&#8221; sorusu geçiyor ilk aklımızdan. O küçük insan, tıpkı benim küçükken yaptığım gibi nevresimine, tişörtüme parmak uçlarını sürerek uyuyor, babasının tokur kafasıyla geziyor, dedeleri gibi alet edevattan, inşaat makinelerinden heyecanlanıyor, babaannesiyle anneannesinde kalmaya bayılıyor, teyzesi gibi tırmanıyor, amcası gibi boyundan büyük lokmaları ağzına tıkıştırabiliyor.</p>
<p>O küçük insan, zaman zaman çok kızdığımız anne-babalarımızın bize gerçekten ne çok emek verdiğini tecrübeyle öğretti. O küçük insanın sevgisi, daha önce aklımızdan bile geçirmezken, bize başa dönüp bütün bunları bir kez daha yapacak cesareti verdi.</p>
<p>Bir küçük oğlan daha geliyor. Bu demek oluyor ki, ben çocukluğumdan beri sandığım gibi anneanne olmayacağım. Ve de böyle bir şeyi ancak kıyafet balolarında göreceğiz:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/6.jpg"><img class="size-full wp-image-1106 aligncenter" title="6" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/6.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1038</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>facebook incileri</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1097</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1097#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 11:56:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kulağıma çalınanlar]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1097</guid>
		<description><![CDATA[Facebook profilimi ziyaret eden tanımadığım bir adam bana bunu yazmış:
&#8220;Yaş gerçekse Allah belamı versin.&#8221;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Facebook profilimi ziyaret eden tanımadığım bir adam bana bunu yazmış:<br />
&#8220;Yaş gerçekse Allah belamı versin.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1097</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>35. Ay: Ben aslında kediyim</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1071</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1071#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 13:16:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[derin'e mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1071</guid>
		<description><![CDATA[Derin ya da maymun ya da kanguru ya da kurbağa,
Bugünlerde her sabah başka bir canlı olarak uyanıyorsun. Sana "Derin, hadi yumurtanı bitir," dediğimiz zaman "Yok, ben tavşanım," diye düzeltiyor ve kimliğin konusunda uzlaşmaya varmadan yumurta konusunu tartışmaya bile açmıyorsun. Parkta adını soranlara "Derin. Ama ben aslında kediyim," gibi cevaplar veriyorsun...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derin ya da maymun ya da kanguru ya da kurbağa,<br />
Bugünlerde her sabah başka bir canlı olarak uyanıyorsun. Sana &#8220;Derin, hadi yumurtanı bitir,&#8221; dediğimiz zaman &#8220;Yok, ben tavşanım,&#8221; diye düzeltiyor ve kimliğin konusunda uzlaşmaya varmadan yumurta konusunu tartışmaya bile açmıyorsun. Parkta adını soranlara &#8220;Derin. Ama ben aslında kediyim,&#8221; gibi cevaplar veriyorsun.</p>
<p>Bazen çok akıllı sorular soruyorsun. Vapurda Bengü&#8217;yle otururken önündeki kolona bakıp &#8220;Bu boru yukarıya da devam ediyor mu?&#8221; diyorsun. Birisi senin önünde sekiz yaşında olduğunu söylediğinde &#8220;O da üç yaşında olmuş mu?&#8221; diye sorabiliyorsun. Bengü senin yanında &#8220;125 bölü 8 kaç eder?&#8221; diye kafasından sesli hesap yapmaya çalışırken, ciddiyetle ona dönüp &#8220;Bana soruyosun mu?&#8221; diyebiliyorsun. Evet dese, yanıtı vermek için kafa patlatmaya hazır gibi duruyorsun. Durup dururken duyduğun İngilizce bir çocuk şarkısını hatırlayıp &#8220;Anne, <em>opposite </em>ne demek?&#8221; diyorsun.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/02-02-10-derin-vernik.jpg"><img class="size-full wp-image-1077 aligncenter" title="02-02-10-derin-vernik" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/02-02-10-derin-vernik.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Bazense şapşalın teki oluyorsun. İçerisi çok serinlediği için Bengü&#8217;nün üzerine balkon kapısını kapattığım zaman &#8220;Ama Baba orada nefes alamaz,&#8221; diyerek olmayan bir sorun yaratabiliyorsun. Marketten getirdiğimiz yoğurt çantanın içine akmış diye oturup ağlayabiliyorsun. Boynumda dikdörtgenler prizması şeklindeki Taşkent taşını görünce &#8220;Anne, neden kutu giydin?&#8221; diye soruyorsun. Bir yandan kardeşin için Deniz ismini önermek gibi makul şeyler yapıyor, bir yandan oyuncak kız bebeğine Serkan adını verebiliyorsun (Daha önceki vaftiz girişimlerin, ahtapotuna Libili, kara koyununa da Karagenç adını vermekten ibaretti). Yağmur yağıyor/Seller akıyor diye başlayan tekerlemeyi &#8220;Arap sabunu camdan bakıyor,&#8221; diye tamamlıyorsun. Star Wars&#8217;a &#8220;Yoda Programı&#8221; diyorsun.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/12-03-10-poz.jpg"><img class="size-full wp-image-1078 aligncenter" title="12-03-10-poz" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/12-03-10-poz.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Hangi arada bu kadar büyüdün, bilmiyorum. Canın istediği zaman bir hayli başarılı bir şekilde giyinip soyunabiliyorsun. Sana iltifat ettiğimiz zaman mahcup bir gülümsemeyle &#8220;Teşekkederim,&#8221; diyorsun (Yeri gelmişken, bir de <em>hareketmek </em>diye bir fiilin var). Ben haşlanmış denizbörülcesi ayıklarken merakla yanıma gelip bir-iki saniye izliyor, sonra kendinden gayet emin bir şekilde kollarını sıvayıp, kırk yıldır bu işi yaparmış gibi o tuhaf bitkinin içindeki telefon tellerini soymaya başlıyorsun. Geçen yazdan beri gündüzleri bezsiz geziyorsun zaten. Havaların bir parça ısınması (bu, çamaşırların daha çabuk kuruması anlamına geliyor) ve benim halsizliğimin geçmesi sayesinde yeni yeni başladığımız gece bezsizliğine de olumlu yanıt veriyorsun.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/16-03-10-portakal.jpg"><img class="size-full wp-image-1079 aligncenter" title="16-03-10-portakal" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/04/16-03-10-portakal.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Havyar seviyorsun. Bazen gidip birinin içki kadehinden bir yudum alıyor, suratını hafif buruşturuyor, ama erkekliğe bok sürdürmeden &#8220;Güzelmiş,&#8221; diyorsun. Bizim &#8220;Hedon hareketi&#8221; dediğimiz bir de hareketin var. Çok sevdiğin bir şeyden (bu genellikle makarna, &#8220;<em>vinşe </em>reçel&#8221; ya da çikolata oluyor) ilk lokmanı aldığın zaman gözlerini kapıyor, yüzünde müthiş bir doyum ifadesiyle gülümseyerek kollarını iki yana açıyorsun.</p>
<p>Hedonist bir çocuksun vesselam.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1071</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yani var ama, yok&#8230;</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1065</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1065#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 16:51:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[beni kategorize etme]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>
		<category><![CDATA[oktaycım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1065</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta aniden eşini kaybeden Kaan Sezyum'un 13 Mart 2010 tarihli Radikal Cumartesi'nde yayımlanan <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&#38;ArticleID=985451&#38;Yazar=KAAN%20SEZYUM&#38;Date=13.03.2010&#38;CategoryID=41" target="_blank">yazısını</a> paylaşmadan geçemeyeceğim...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/sezyum.jpg"><img src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/sezyum.jpg" alt="" title="sezyum" width="81" height="87" class="alignleft size-full wp-image-1066" /></a>Geçen hafta aniden eşini kaybeden Kaan Sezyum&#8217;un 13 Mart 2010 tarihli Radikal Cumartesi&#8217;nde yayımlanan <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=985451&amp;Yazar=KAAN%20SEZYUM&amp;Date=13.03.2010&amp;CategoryID=41" target="_blank">yazısını</a> paylaşmadan geçemeyeceğim.</p>
<p><strong><em>Hayat ve anlamı</em></strong></p>
<p><em>Geçen haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. Ne  yazılarımı okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda  kuşları yemlediğimiz birisi var yanımda. Yok yani. İşin en fenası da bu  yok oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu. Gayet  güzel kahvaltı ederken, birlikte Türk kahvesi için tek bir sigarayı  ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok. Çat! Şimdi  evde iki kişi kaldık. Kedimiz Tortor da bu vesileyle üzerime kaldı.  Yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. Varken olanı  hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. Kısa sürede  çok üzüldüm. </em></p>
<p><em><br />
Üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. İnsan çok sevdiği birisini  kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. Ben artık onunla bi  şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. Kumda kendisini temizleyen bir  serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek  kimsem yok. Çok yalnızım. Ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız  bırakmıyorlar. Yalnız kaldığınız her an bi takım anılar çıt, çıt ya da  güm güm şeklinde kafanızın içinde patlayıveriyor. Geceleri uyumak çok  zor. İçki de içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm  bileşenlerini devreye sokuyorum.</em></p>
<p><em><br />
Gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en  sıradan şeyi yapı TV’ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. Sabah  kalkış kısmı daha fena. Uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok.  Zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. Sabahın köründe kargalarla  birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. Ne yapalım, hiçbir şeyi  değiştiremiyoruz ne de olsa. ‘Hayat devam ediyor’ filan diyorlar ama  benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. Neyi devam etsin?  Benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. Hem de sıfırdan.<br />
Sevindiğim şeyler de var. Son bir yılı reklam acansındaki işimden  ayrılıp evde Nursel’le birlikte geçirmiş olmamız beni en çok rahatlatan  şeylerden biri. Ortalama insanlardan çok daha fazla birlikte ve  mutluyduk son bir yıl içinde. Evde sabahtan akşama oturup, ağaçlara  bulutlara, Tortor’a bakıp gülüyorduk. Çok mutluyduk, gerçekten. Çoğu  insanın yaşayamayacağı kadar mutluluk yaşadım son bir senede. Ne yazık  ki mutluluk da elektrik gibi bir yere istiflenmesi zor bi duygu. Şimdi o  mutluluk anları anı olarak suratıma kapanıyor. Yalnızlığın bir başka  karanlık tarafı da ortaya çıkıyor böylece; karşılaşmalar. </em></p>
<p><em><br />
Sabahtan akşama çevremdeki birçok şeyde birlikte yaşadığım, eğlendiğim  ve mutlu olduğum insanı görüyorum ister istemez. Neyse ki şimdi  kendisini Heybeli’ye bıraktık. Bir süre sonra o da adanın bir parçası  olacak, Heybeli’ye her gittiğimde belki de enseme konan bir sinek,  topraktan çıkan bir çiçek, ağacın tekinde ekşi bi erik ya da peşimden  gelen yavru bi kedi olacak. Şimdilik beklemekte yarar var. Hiçbir şey  kaybolmuyor, bu da bir gerçek. </em></p>
<p><em><br />
Hep çok şanslı olduğumu düşünürdüm. Hâlâ da düşünüyorum galiba. Hep  istediğim işi yaptım, beni sıkan protokollere, ıvıra zıvıra bulaşmadım,  zora gelmedim, her işim iyi gitti&#8230; Ama geçen haftaki bomba biraz fena  patladı bende. Şu anda evrensel şans skalasında eksilere düştüm sanırım.  Bundan sonrası yukarı çıkış olabilir sadece.<br />
‘Küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım’ gibi zırvalar vardır ya, işte  biz aynen o laflardaki gibiydik. Küçük ama mutlu bi hayatımız vardı.  Dolaptan kestiğim bi parça kaşar peynirine sevinirdi. Susadığı zaman  götürdüğüm bi bardak suyun yüzünde yarattığı mutluluğu görmeniz  gerekirdi beni anlamanız için. Sabahları sağlıklı olalım diye tek bi  aspirini içip “Şimdi mükemmel olduk” diye salak salak sevinirdik. Bahar  geldiğinde balkonu çevreleyen ağaçların yaprakları yeşerip her yer  yemyeşil olduğunda dünyanın en mutlu ikilisi olurduk. İnsan burnuna Çin  yağı sürüp uyuyacak diye sevinir mi? Bazısı seviniyormuş, o da bana denk  gelmiş. Şans işi işte.</em></p>
<p><em><br />
Bir yandan da birbirimize hiç benzemezdik. Zevklerimiz çok farklıydı ama  bana her zaman yeni bir şeyler gösterirdi. İnsan olmayı, çevremi  sevmeyi Nursel’den öğreniyordum, daha da alacak çok dersim vardı.  Krediler tamamlanmadan kaçtı gitti, bizim krediler de yandı badem oldu.  Daha öğrenecek çok şeyim vardı.<br />
Beni hayata bağlayan şeydi kendisi. O gidince iyice saçma sapan bir  insan olacağım gibi hissediyorum. Bana kızacak, yaptıklarıma laf edecek  ya da beni çekip çevirecek birisi yok şimdi. Dımdızlak kaldım evde, bir  de kucağımda Tortor var, mal gibi salonda kanepede oturuyoruz, ağaçların  gölgelerine bakıyoruz işte.</em></p>
<p><em><br />
Durum böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan.  Hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha. Güneş  doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş yerindeki  sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş, bi kere daha ayılıyorsunuz. Ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa  yapıyor. Anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık. Evinde oturan ve  yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli gibiyim. Tek farkım  çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız belasız geldiydik.  Naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki  gün de bir başkasına. Çekiliş hep devam edecek. </em></p>
<p><em><br />
Bi fotoğraf filan koymak istiyordum ama hiçbir şeye bakamıyorum. Zaten  tüm fotoğraflar benim aklımda. Zamanla çıt çıt açılıyorlar. Şimdi onlara  bakmak için çok erken. </em></p>
<p><em><br />
Karşılaşmalar, eşyalar ve yerler en fenası. Ama her şey ilk seferinde  çok acıtıyor insanın içini. Aynı yerden ikinci geçişinizde sadece  içinizde bi sıcaklık kalıyor. Bakalım ne olacak? Hayatımın en büyük  darbesinden sonra ne kadar sıcak beni kurtaracak bilemiyorum. Yalnızlık  sıcak bi şey değil, onu çok iyi biliyorum.</em></p>
<p><em><br />
Geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık  yok. Yani var ama, yok. Üzücü ama gerçek, ne yapalım?</em></p>
<p><em><br />
Şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman geçirilecek, onlarla da güzel anlar  paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam edilecek. Mutlu olmaktan başka  yapacak bir şey yok. Yani var ama, yok.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1065</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>güneş enerjisi fuarları &amp; hamburg</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=935</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=935#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2010 11:07:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=935</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta İstanbul Fuar Merkezi'nde 3. Güneş Enerjisi Teknolojileri Fuarı vardı. Haftasonu biraz arkadaşlara yardım için, biraz da meraktan gittim, gezdim. Bunca yıldır kitap ve tasarım fuarlarından başka bir şeye merak duymamış bir insan olarak merak ettim, çünkü sonbaharda Hamburg'da yapılan <a href="http://www.photovoltaic-conference.com/" target="_blank">PVSEC fuarıyla</a> karşılaştırmak istedim.

Fark ettim ki hiç bu maceramdan bahsetmemişim. Eylülde iki günlüğüne Hamburg'daydım. Gidişim epey komik oldu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta İstanbul Fuar Merkezi&#8217;nde 3. Güneş Enerjisi Teknolojileri Fuarı vardı. Haftasonu biraz arkadaşlara yardım için, biraz da meraktan gittim, gezdim. Bunca yıldır kitap ve tasarım fuarlarından başka bir şeye merak duymamış bir insan olarak merak ettim, çünkü sonbaharda Hamburg&#8217;da yapılan <a href="http://www.photovoltaic-conference.com/" target="_blank">PVSEC fuarıyla</a> karşılaştırmak istedim. Boyut ve zenginlik açısından bir hayli fark olsa da, hiç de fena değildi bizimki de, onu söyleyeyim.</p>
<p>Fark ettim ki hiç bu maceramdan bahsetmemişim. Eylülde iki günlüğüne Hamburg&#8217;daydım. Gidişim epey komik oldu. Güneş enerjisi sektöründeki bir arkadaş &#8220;Orada tek başıma katalog toplamaya bile yetişemem,&#8221; diyor, ama vize sorunları nedeniyle yanında götürecek, bu işe benden daha çok yakışan birini bulamıyordu. Ben de ona eşlik etmeye gittim, cebimde &#8220;PR Manager&#8221; diye uyduruk bir kartvizitle.</p>
<p>Fuar alanını görünce anladım ne demek istediğini. İki tam gün fuarın tamamını gezmeye yetmedi. Güneş panelinin fuarı buysa, Frankfurt Kitap Fuarı&#8217;nı düşünemiyorum bile.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-pvsec-1.jpg"><img class="size-full wp-image-1055 aligncenter" title="21-09-09-hamburg-pvsec-(1)" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-pvsec-1.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Fuarın sık tekrarlanan simgeleri arasında ayçiçeği, güneş ve kara hindiba vardı, hani şu üfleyince uçuşan güzel çiçek&#8230; Gözde renkse sarıydı elbet. Fuar standı tasarımı ve dekorasyonu konusunda neler yapıldığını görmek aklımı başımdan aldı. En uyduruk standların sandalyelerini, taburelerini bile toplayıp eve götürmek istedim. Kimse sektör fuarı deyip geçmemiş, üç kuruşluk plastik sandalyeler, bürositler koymamıştı ortalığa ne hikmetse.</p>
<p>Kafamızı fuar alanından çıkarıp sokaklara adım attığımızda da bu hissim değişmedi. Basit bir parça giysi, bir mutfak eşyası, bir mobilya ararken dükkân dükkân gezip de bir türlü kafanızdakine yaklaşan bir şey bulamadığınız oluyor mu sizin de? Alışveriş yapmadım, ayrı, ama ben o vitrinlerin hepsinde göz zevkime hitap eden bir şeyler buldum.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/23-09-09-hamburg-sehirde_ge.jpg"><img class="size-full wp-image-1056 aligncenter" title="23-09-09-hamburg-sehirde_ge" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/23-09-09-hamburg-sehirde_ge.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Memleketi küçümsediğimden değil. Orada fark ettim, Avrupa&#8217;ya gitmeyeli 10 sene olmuş. O arada Amerika, Kanada, Meksika, Yunanistan ve Ürdün&#8217;de cirit atmışım, ama bunları düşünmemişim (Selanik&#8217;teki kafe-barların dekorasyonunu bunun dışında tutayım). Demek ki bu Avrupa&#8217;ya has estetik anlayışıyla ilgili bir şey; kitap kapaklarından logolara, reklam panolarına, sokaktaki insanın kılık kıyafetine kadar uzanan&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-sehirde_ge.jpg"><img class="size-full wp-image-1057 aligncenter" title="21-09-09-hamburg-sehirde_ge" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-sehirde_ge.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Beni şaşırtan diğer şeyler, Almanların da en az Türkler kadar sigara içmesi, Segway&#8217;lerle şehir turu yaptırmaları ve bizim Jelibon dediğimiz ayıcıklı şekerlere ayrı bir düşkünlüklerinin olmasıydı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-sehirde_gezinti2.jpg"><img class="size-full wp-image-1058 aligncenter" title="21-09-09-hamburg-sehirde_gezinti2" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-sehirde_gezinti2.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Giderken biraz &#8220;Almanya da hiç merak ettiğim bir ülke değil, çoluğum çocuğum var, ne işim var benim orada?&#8221; duygusunu taşıyordum; şimdi geriye dönüp düşününce, iyi ki gitmişim diyorum. Kanala karşı Alex&#8217;te oturup içtiğimiz biralara ve domates çorbalarına, kaldığımız &#8220;designer&#8221; oteline, bir akşam yemek yediğimiz Portekiz restoranında yumurtasız et sipariş etmek için üç takla atıp yine de üzerine yumurta kırılmış bir et söylemeyi başarmama, serbest kalan birkaç saatimizde &#8220;Habitat&#8217;a mı gidelim, hayvanat bahçesine mi?&#8221; tartışmalarına değdi bence.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-east_hotel.jpg"><img class="size-full wp-image-1059 aligncenter" title="21-09-09-hamburg-east_hotel" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/21-09-09-hamburg-east_hotel.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Gerçi yurduma döner dönmez <a href="http://www.habitatturkey.com/" target="_blank">Habitat</a>&#8216;ın İstanbul&#8217;da da açılmış olduğunu fark edip arkadaşı hayvanat bahçesine göndermediğim için biraz suçluluk duydum, ama hak etmişti: İki gün boyunca omuzlarımda taşıdığım kilolarca katalog konusunda yardım teklif etmeyi ancak havaalanında akletti. Hem o da beni şarküteriye göndermedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=935</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3 yaşındaki kız iş makinesi satın aldı</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=766</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=766#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 10:40:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=766</guid>
		<description><![CDATA[Bu neredeyse bir senelik <a href="http://www.msnbc.msn.com/id/30885324/?GT1=43001" target="_blank">bir haber</a>, ama yer cücelerinin minicik bileklerinin birkaç hareketiyle bazen büyüklerin bile yapmakta zorlandığı şeyleri yapabildiğini yakından bildiğim için beni hâlâ güldürüyor.

Özetle şöyle: Yeni Zelanda'da bir anne, internetteki açık artırma sitelerinden birine girip birkaç oyuncak için teklif veriyor. Sonra sayfayı o halde bırakıp, gidip uyuyor. Bu arada üç yaşındaki kızı gelip bilgisayarla oynamaya başlıyor (evde üç yaşında uyanık bir çocuk varken yatıp uyumak mümkün mü, bana sormayın). Kadın uyandığında şahane bir süprizle karşılaşıyor: Kızı, birkaç mouse hareketiyle 12.300 dolarlık gerçek bir ağır iş makinesi satın almış!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/052609earthmover.jpg"><img class="size-medium wp-image-1033 aligncenter" title="052609earthmover" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/03/052609earthmover-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a></p>
<p>Bu neredeyse bir senelik <a href="http://www.msnbc.msn.com/id/30885324/?GT1=43001" target="_blank">bir haber</a>, ama yer cücelerinin minicik bileklerinin birkaç hareketiyle bazen büyüklerin bile yapmakta zorlandığı şeyleri yapabildiğini yakından bildiğim için beni hâlâ güldürüyor.</p>
<p>Özetle şöyle: Yeni Zelanda&#8217;da bir anne, internetteki açık artırma sitelerinden birine girip birkaç oyuncak için teklif veriyor. Sonra sayfayı o halde bırakıp, gidip uyuyor. Bu arada üç yaşındaki kızı gelip bilgisayarla oynamaya başlıyor (evde üç yaşında uyanık bir çocuk varken yatıp uyumak mümkün mü, bana sormayın). Kadın uyandığında şahane bir süprizle karşılaşıyor: Kızı, birkaç mouse hareketiyle 12.300 dolarlık gerçek bir ağır iş makinesi satın almış!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=766</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>33.-34. Aylar: Bebeğimi Öpücem!</title>
		<link>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1011</link>
		<comments>http://www.mer-ci-mek.com/?p=1011#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 12:28:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mercan</dc:creator>
				<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[derin'e mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[marmara adası]]></category>
		<category><![CDATA[oktaycım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mer-ci-mek.com/?p=1011</guid>
		<description><![CDATA[Minik oğluşum,

Birkaç ay sonra evin en miniği sen olmayacaksın. Bunun hepimizin hayatında nasıl büyük değişiklikler yaratacağını henüz tam kestiremesen de, başta bu habere anlaşılır bir kaygıyla yaklaştın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Minik oğluşum,</p>
<p>Birkaç ay sonra evin en miniği sen olmayacaksın. Bunun hepimizin hayatında nasıl büyük değişiklikler yaratacağını henüz tam kestiremesen de, başta bu habere anlaşılır bir kaygıyla yaklaştın. Daha önce “Derin, sana kardeş yapalım mı?” diye sorduğumuzda sanki kardeşinin olması değil de bizim bu konuda bir şeyler yapacak olmamız seni rahatsız ediyormuş gibi “O kendi ayaklarıyla gelir,” diyordun. Bu yaşa kadar Bengü’yü gördüğün anda bana artık hiç ihtiyacın yokmuş gibi davranmışken, kardeşin olacağını öğrendikten sonra bir anda her şeyin ben oldum. Kıymete bindim. Hatta sanki içgüdüsel bir ana rahmine dönme arzusu gösterdin; haftalar boyu uyumak için kafanı kazağımın içine soktun. Bu durum, seninle zaten bir süredir boğucu hale gelmiş olan ilişkimizi daha da boğucu hale getirdi, ama sana gösterdiğim fazladan sabır ve şefkatin yardımıyla hiç beklemediğim kadar kısa sürede aştık bunu. Birkaç hafta içinde benim ne olursa olsun seni bırakmayacağıma ikna olmuş gibiydin. Hatta yeniden kendi isteğinle Manne’ye, Ceylan’a yatıya gitmeye, komşularımızı ziyaret etmeye, annemi alışverişe götürmeye (“Şaşkın Nigi, marketin yerini bilmiyomuş, ben gösterdim!”) başladın. Seninle oynamaya gelen Sevin Abla’yla (“Çok güzel bir abla”) beraberken dünyayı unutuyorsun. Evde temizlik varken bana “Senin işin varsa git, ben Seher’le oynarım,” deme olgunluğunu bile gösteriyorsun. Geçtiğimiz günlerde ilk kez bir gece annemde kalmak bile istedin. “Ama gece dönmek istersen seni almam zor olur, hem biberonun da yok yanında, Nigi’nin de beli ağrıyor, seni kucağına alamaz,” gibi uyarılarımın hepsini bir bir savuşturdun. “Ben artık büyüdüm, <em>kakraman</em>ım (kahraman), kalabilirim; sütümü de bardaktan içerim; Nigi’nin elini tutarım,” gibi cevaplar verdin. Dediklerini de yaptın.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/08-01-10-ist-ev-derin_hasta.jpg"><img class="size-full wp-image-1015 aligncenter" title="08-01-10-ist-ev-derin_hasta" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/08-01-10-ist-ev-derin_hasta.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>İçindeki güven yeniden tesis edildikten sonra, yavaş yavaş bebekle ilgilenmeye başladın. Hiç beklemediğim bir anda “Peki o oraya nasıl girdi?” diye sordun. İnsan bu tür durumlarda hep en doğru cevapları vereceğini hayal ediyor, ama gerçek hayatta hep hazırlıksız yakalanıyor. “O orada oluştu,” dedim. Tatmin olmuş göründün. Ertesi günse “Peki sonra nasıl dışarı çıkacak?” diye sordun. Bu kez sana sezaryenden bahsetmek zorunda kaldım. Sonraları “Ben senin bebeğinim, göbeğindeki de benim bebeğim,” gibi bir anlayış geliştirdin. Her fırsatta “Bebeğimi öpücem,” diyerek karnıma sarılmaya, göbeğimi öpmeye başladın.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/P1100439.jpg"><img class="size-full wp-image-1026 aligncenter" title="P1100439" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/P1100439.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Foto: Ceylan Yurdakuler Durak</p>
<p>Son zamanlarda cinsel organlara ilgin arttı. “Kızların pipisi”nin “ezik” olduğuna hükmettin. Bir gün sana banyo yaptırdıktan sonra bir süre daha sularla oynamak istemiştin; ben de duşakabini çekip seni kendi haline bırakmıştım. Bir müddet sesin çıkmayınca kapıyı hafif araladım ve gördüğüm manzaraya inanamadım: Duş teknesinin dibine oturmuş, ellerinle bol bol sabun köpürtmüştün ve aynı köpük yığınından bacaklarının arasında da vardı! Karşında beni görünce “Anne, gelme!” diye terslenmen de cabası. Arkadaşın Kerem’in bize geldiği akşam da o tuvalette çişini yapıyor, sen de ona eşlik ediyordun. Aranızdaki şu şahane erkek çocuk muhabbetine kulak misafiri oldum:</p>
<blockquote><p>Derin: Senin pipin nasıl? Yuvarlak mı?<br />
Kerem: Hayır, oklava şeklinde.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-ihlamur_kasri-.jpg"><img class="size-full wp-image-1020 aligncenter" title="23-01-10-ist-ihlamur_kasri-" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-ihlamur_kasri-.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Geçtiğimiz iki ay bir hayli hareketliydi. Bir kere ilk kez bir yılbaşı yaşadın. Evet, nasıl yapabildiğini anlamıyorum, ama bizimle beraber saat bire kadar oturmayı başardın. Ardından Oktay Dede’yi ziyaret için Marmara Adası’na gittik. Gitmeden önce biz annemle onun hakkında konuşurken bir anda araya girip “Anne, ama artık Oktay Dede öldü,” dedin. Uzun süredir babamın adı her geçtiğinde ağlamıyorum, ama sen böyle söyleyince birden gözlerimden çizgi filmlerdeki gibi yaşlar fışkırdı. Sonraları, okuduklarımın da ışığında, seninle ufak ufak bu konuyu konuşmaya başladık. Mesela “Oktay Dede’nin bahçesi” dediğimiz yerin senin için ne ifade ettiğini çok merak ediyordum. Sana göre, ölmeden önce Oktay Dede orada oturuyormuş. Ölünce insanların kalbinin durduğunu, nefes almadıklarını, vücutlarının çalışmadığını ve acı hissetmediklerini, bu yüzden de toprağın altına gömüldüklerini, yani onun hâlâ orada, o bahçede olduğunu anlattım. Ben babamın ölümünden bu kadar soğukkanlılıkla, gerçekçilikle bahsediyor oluşuma hayret ededurayım, sen herhangi bir yeni bilgiye nasıl yaklaşıyorsan, bu konuya da öyle yaklaştın. Sıradan bir şeymiş gibi. Çocukluğun güzelliği&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/02-01-10-ada-lodos-derin-1.jpg"><img class="size-full wp-image-1014 aligncenter" title="02-01-10-ada-lodos-derin-(1" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/02-01-10-ada-lodos-derin-1.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Foto: Bengü Uluengin</p>
<p>Ada’dan döndükten sonra ben berbat bir mide-bağırsak enfeksiyonu geçirerek hastanelik oldum. Orada bulunduğum iki gün boyunca öğle uykularını benim yanıma kıvrılarak uyuyup hastane personelinin maskotu oldun. Ne yazık ki ben düzelir düzelmez sen, sonra Bengü, sonra da annem aynı belirtileri göstermeye başladı; neyse ki hiçbirinizinki o kadar şiddetli olmadı. Bu, yazın yaşayacağımız hastane macerasının ufak bir provası oldu sanki.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-ihlamur_kasri-kar9.jpg"><img class="size-full wp-image-1018 aligncenter" title="23-01-10-ist-ihlamur_kasri-kar(9)" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-ihlamur_kasri-kar9.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Bu ay bir de hayatında ilk kez karla oynadın. Kaç kıştır doğru düzgün kar yağmıyordu; zaten sen de anlayacak durumda değildin. Ama bu yıl farklıydı; kardan adam, kartopu gibi kavramları öğrenmiş, fakat hiç tecrübe edememiştin. Büyük bir beklenti içindeydin. Neyse ki hayal kırıklığına uğramadın. Seninle üç gün boyunca defalarca ailecek dışarı çıktık, karlarda yürüdük, kardan adamlar yapıp senin isteğin üzerine Ihlamur Kasrı’nın havuzuna attık, kartopu oynadık, karda arabalarını sürdük, yokuşlarda poşet kayağı yaptık. Dürüst olmak gerekirse bu sonuncusu konusunda biz senden daha heyecanlıydık. Sen ebeveynlik rolünü üstlenip “Baba, arabaların altına girerim diye korkuyorum,” diye bizi birkaç kez uyardıktan sonra Bengü’nün kucağında kaymaya razı oldun. O günlerin hatırası olarak bir kartopunu hâlâ buzlukta saklıyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-poset_kayagi-.jpg"><img class="size-full wp-image-1016 aligncenter" title="23-01-10-ist-poset_kayagi-(" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-poset_kayagi-.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Artık o kadar düzgün konuşuyorsun ki, geçenlerde seni ilk kez gören bir kuzen “Çok acayip! Seslendirme yapılmış gibi,” dedi. Hâlâ benim çok sevdiğim birkaç telaffuz hatan var. Bazı ç’lerle k’lerin yerine t koyuyorsun örneğin: <em>Talışıyorum</em>, <em>tiş</em>imi yaptım, bana <em>taat</em> (kâğıt) ver&#8230; Bir de <em>rurafa</em>yla (zürafa) <em>ritar</em> (gitar) var. <em>Dıgıklamak</em> (gıdıklamak) var. Bir de tabii <em>vofkagen</em> diye bir araba markası var, çok sevdiğin. Ayrıca iki işlevli kullandığın kelimeler var. Mesela tabak, hem tabak demek hem kabak; davul, hem davul hem bavul; pencere, hem pencere hem tencere&#8230;</p>
<p>BBC’nin Tikkabilla’sı haricinde Bob the Builder’a bayılıyorsun; çünkü programın kahramanları, birbirleriyle konuşan iş makineleri. Bir de Öze’nin keşfettiği bir Sesame Street şarkısını (<a href="http://www.dailymotion.com/video/x66fyy_feist-on-sesame-street-one-two-thre" target="_blank">Feist: One Two Three Four</a>) izliyorsun bilgisayarda üst üste. Facebook’a koyulan müzik videoları sayesinde Sabotage’dan Parole’ye kadar geniş bir yelpazede müzik dinliyorsun. Radyoda duyduğun “Get Up Stand Up” isimli Bob Marley şarkısını “Cenap, stendap!” şeklinde söylüyorsun. Bengü’yle tamirat yaparken, beğendiğin tornavidaları sessizce götürüp kendi alet kutuna yerleştirirken yakalanıyorsun. Beni bilgisayar başında yakalarsan “Bana boş sayfa aç,” diyerek gelip kucağıma yerleşiyor ve Word’de çeşitli harfler yazıyorsun. Bu sayede Derin’in D’si, falancanın F’si diyerek, bazı harfleri tanımaya başladın. İki yetişkin senin yanında muhabbeti koyultursa hemen “Benle konuşalım,” diyerek bizi kendimize getiriyorsun. Kaka yaparken “sohbet edelim” diye mutlaka karşına birini oturtuyor, bazen Bengü’ye o gün “işte neler yaptığını” anlattırıyorsun. Seni hıçkırık “yakalıyor.” Evden çıkarken ikimizi birden hazırlamam biraz uzun sürerse “Anne, sen beni oyalıyorsun,” diye posta koyuyorsun. Ne yazık ki azar işittiğin zaman bir köşeye gidip çişini yapma alışkanlığı edindin. Bu aslında çok nadir oluyor, ama Bengü’nün tedbiren geliştirdiği yöntem beni çok güldürüyor: Sana çektiği fırçaya noktayı koyar koymaz, hiçbir şey olmamışçasına kucakladığı gibi tuvalete götürüyor seni.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-cakehouse-7.jpg"><img class="size-full wp-image-1019 aligncenter" title="23-01-10-ist-cakehouse-(7)" src="http://www.mer-ci-mek.com/wp-content/2010/02/23-01-10-ist-cakehouse-7.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Foto: Bengü Uluengin</p>
<p>Derin, sana nasıl hayran olduğumuzu bilemezsin. Bazen hâlâ bu mucizeye inanamayarak sana bakıyor, “Derin, sen bize nereden geldin?” diyoruz. Daha küçükken bu soruya “Arabayla geldim,” “<em>Arıviş</em>ten (alışverişten) geldim,” gibi cevaplar veriyordun. Geçen gün biraz daha uzun düşündükten sonra şöyle dedin: “Jinemed’den geldim; <em>çükün</em> (çünkü) ben orada doğdum.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mer-ci-mek.com/?feed=rss2&amp;p=1011</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
