2009 arşivi
ekoloji, kendin yap (DIY), tasarım, yeniden kullanım »
Siz hâlâ çocukken olduğu gibi yılbaşından haftalar önce heyecanlanmaya başlıyor, hediye alışverişinden zevk alıyor, yeni yılın eskisinden daha iyi olacağına dair bir iyimserlik rüzgârına kapılıyor musunuz?
Ben çok uzun süredir aralık ayının başında bir gözlerimi açıyor, “A-a, sene bitmiş,” diyorum. Sonra da aynı şekilde yaşamaya devam ediyorum. Tüketim çılgınlığının bir parçası olmayı reddettiğim için, sadece annemle Ceylan’a, ihtiyaçları olduğunu öğrendiğim, süpriz olmayacak bir şey alıyorum. Son üç senedir, babamın yılbaşını takip eden ve herkeste balyoz etkisi yaratan kötü sürprizinden beri, yılbaşı gecesi bir şeyler yapma isteği bile duymuyorum. Ama sonra yılbaşına …
dil, kulağıma çalınanlar »
Ben: Kurtlar Vadisi Gladio’ya gidecek miyiz?
Bengü: I’m gladio asked.
annelik, derin'e mektuplar »
ekoloji, kendin yap (DIY), tasarım, yeniden kullanım »
Alışverişte bez torba kullanımı yaygınlaşadursun, Ayvalık’taki esnaf, müşterilerine naylon poşet vermek yerine, ürünlerini bu şahane keselerin içine koyuyormuş. Eldeki gazete kâğıtlarına makineyle veya elle artık kumaş parçaları, ipler dikmekten ibaret, sıfır masraflı bir yöntem.
Eline iğne iplik almaya hiç üşenmeyen annem toplayıp birkaç örnek getirmiş. Oturdu, kendi versiyonlarını üretti (aşağıdaki, bunlardan bir tanesi). Bence gayet şık duruyorlar. Üstelik göründüklerinden çok daha dayanıklılar…
beni kategorize etme »
Antoine de Saint-Exupery’nin bir sözü var: “La perfection est atteinte, non pas lorsqu’il n’y a plus rien à ajouter, mais lorsqu’il n’y a plus rien à retirer.”
“Buyur?” diyorsanız, bir güzel çevirisi de var İngilizce’ye: “Perfection is finally attained not when there is no longer anything to add, but when there is no longer anything to take away.” Şu anda pek çeviri yapacak halde değilim, ama kısaca şöyle diyebiliriz sanırım: Ekleyecek değil, çıkaracak bir şey kalmadığı zaman mükemmellik yakalanmış demektir.
Hepimiz her gün bir çeşit jonglörlük yapıyoruz. İşimiz, sosyal hayatımız, çocuklarımız, ev işleri, angaryalar, hobilerimiz, ertelediklerimiz, hayatı bir anda rayından çıkaran acil durumlar, hastalıklar arasında, hiçbir şeyi elimizden düşürmeden, giderek daha hızlı çevirebileceğimizi sanarak ilerlemeye çalışıyoruz. Daha fazlasını üstlenene kadar da anlamıyoruz önceki hayatımızda aslında daha ne kadar çok şeye yer olduğunu. Peki günümüzün her dakikası tıka basa dolu olmak zorunda mı gerçekten?
annelik, dil, yayın, çeviri »
Geçtiğimiz hafta nevi şahsına münhasır hocam Ünsal Oskay’ı kaybettik. Bu haftaysa Radikal’in Cumartesi ekinde oğlu, okuldaşım Çınar Oskay’ın, babasının arkasından yazdığı bir yazı çıktı: Babamdan Ne Öğrendim?
Bir oğul tarafından kaleme alınmış hoş bir nekroloji. Akademisyenler için, ebeveynler için düşündürücü, Ünsal Oskay’ı tanımış olanlar içinse ayrı bir gülümseme kaynağı. Aşağıda, yazıdan aldığım bazı kısımlar var…
annelik, derin'e mektuplar »
dil, edebiyat, tasarım »
11. Uluslararası İstanbul Bienali’nin teması “İnsan Neyle Yaşar?”
Bu çarpıcı başlık, Bertolt Brecht’in Elisabeth Hauptmann ve Kurt Weill ile birlikte yazdığı Üç Kuruşluk Opera adlı oyunun ikinci perdesinin kapanış parçasının (Denn wovon lebt der Mensch?) Türkçe’si…
Çok düşündürücü, kabul etmek lazım. Ben kendi adıma bu sorunun cevabını henüz verebilmiş değilim. Ama arkadaşımız, komşumuz, Beşiktaş’ın bence en başarılı meze restoranının işletmecisi Sıdıka, kendi cevabını verdi:
İnsan zeytinyağı ile yaşar.
dil, kulağıma çalınanlar »
Yer, Beşiktaş çarşı…
Kızlar: Ama biz daha babet bakacağız.
Adam: Babet ne lan?
